AĞ Belgeselinden - Sinan İpek

 2006 yılı başında yapılan ve başta ‘iz tv’ olmak üzere birkaç kanalda gösterilen “AĞ” isimli belgesel; 44. Antalya Altın portakal Film Festivalinde, ön elemeleri geçerek ilk 15’e girdi…

Yönetmenliğini Sinan İpek’in yaptığı “AĞ” isimli 25 dakikalık belgesel, 44. Antalya Altın Portakal Film Festivalinde oldukça iyi bir vurguyla yüzlerce belgesel filmi geride bırakıp kendisini öne çıkardı. “AĞ”, yönetmen İpek’in ilk çalışması. Bu noktada, oldukça önemli bir çıkış yaptığı başarısı için yönetmen şunları söylüyor:
 
Belgeseli İzlemek için Lütfen Tıklayınız...

 “Film bir belgesel olmasına rağmen anlatım biçimi olarak şiirsel bir üslup kullanıyor. Belgelemek kaygısından çok hissettirmek istedim çünkü. Parmağımı insanlara uzatıp da ders vermek istemedim. Sadece onlara bir takım şeyleri hissettirmek, duyurmak istedim. Bunu da başardım sanıyorum.

“Bu film aynı zamanda bir annenin, bir kadının, bir genç kızın öyküsü. Yanlış yapılan bir evliliğin kurbanı, özürlü bir evlat annesi… Ama o kadar dirençli ve o kadar iyimser ki… O kadar açık kalplilikle anlatıyor ki öyküsünü… Meral Hanım’ı her tanıyan sevecektir, eminim.

“Pek çok insan tanırım ki sokakta bir özürlü gördükleri vakit garip duygular yaşarlar. Bu yaşadıkları duyguya bir isim veremezler. Acıma mı? Garipseme mi? Haline şükretme mi? Bu duyguları yaşıyoruz, çünkü onlara alışkın değiliz. Tabii, bir sokağın köşesinde aniden karşımıza çıktıklarında şaşırmamız da normal. Çünkü onları az görüyoruz... Çünkü onlar fazla sokağa çıkmıyorlar. Böyle olunca da onları tanıma şansını baştan kaybediyoruz.

“Benim bu filmi yapmamın nedeni biraz da buydu… Yani, onları içeriden göstermek istedim. Ne yapıyorlar? Günlük hayatlarını nasıl geçiriyorlar? Eğer sürç-ü lisan ettiysem affola… Ama toplumumuzda nahoş kabul edilen şeyleri gizleme eğilimi vardır. Bizim “günlük hayat” dediğimiz şey onlar için kimi zaman büyük bir maceraya dönüşebiliyor. Düşünün ki evdesiniz, yapacak bir iş yok. Mutfağa gidip buzdolabını falan karıştıracaksınız. Ne sıkıcı bir iş! Vasat. Ama aynı şeyi Oğuz ve onun gibiler yapamıyor. “Ah, biri gelse de şu buzdolabındaki pudingden yesem” ya da “Ah biri gelse de dışarı çıkıp biraz hava alsak”... Bunlar daha en basit istekler… Ya daha ciddi olanlar? Banyo yapmak? Tuvalete gitmek? Bu konuya hiç girmeyelim isterseniz… Hayır, girelim. Ben bunları göstermek istedim.

“Bir de onlara bakmak zorunda olanlar var? Onların özgürlüğü de özürlüler kadar kısıtlı, belki de daha fazla… Her neyse, bunları göstermek istedim. “Bir şeyler yapmalı, toplum bu insanların yükünü paylaşmalı” diye düşündüm. Gösterebildiğime inanıyorum. Filmde anlattığım Oğuz benim yeğenim. Onun ne hınzır ve şakacı bir insan olabildiğini size nasıl anlatayım? Onların da insan olduğunu anlamamız ve kabullenmemiz gerekiyor. Ama bunun için de onlarla karşılaşmalı, onlarla arkadaş olmalı, onlara alışmalıyız bence.”

SİNAN İPEK
 
 
Filmin Özeti:
Oğuz, dişlerinin arasına sıkıştırdığı kalemle yazıyor. Dizlerinin üstünde yürüyor. Tuvalete gitmesi gerektiğinde, annesine söylemek zorunda. Banyo yapması büyük bir macera. Annesi yaşamını oğluna adamış. Oğuz'la annesi, bencil ve despot babaya karşı birlikte mücadele etmişler. Annesi istemeden evlendirilmiş. Bu, özürlü bir insan ile onun annesinin öyküsü. Bu, kenetlenmiş iki cesur ruhun öyküsü.
 
Fotoğraf Galerisi için lütfen tıklayınız...



Sitede Ara

Güncel Haberler

Haber Grubu


 Tasarım ve Programlama : Eylül Ajans ®