“Film bir belgesel olmasına rağmen anlatım biçimi olarak
şiirsel bir üslup kullanıyor. Belgelemek kaygısından çok
hissettirmek istedim çünkü. Parmağımı insanlara uzatıp da ders
vermek istemedim. Sadece onlara bir takım şeyleri hissettirmek,
duyurmak istedim. Bunu da başardım sanıyorum.
“Bu film aynı zamanda bir annenin,
bir kadının, bir genç kızın öyküsü. Yanlış yapılan bir evliliğin
kurbanı, özürlü bir evlat annesi… Ama o kadar dirençli ve o
kadar iyimser ki… O kadar açık kalplilikle anlatıyor ki
öyküsünü… Meral Hanım’ı her tanıyan sevecektir, eminim.
“Pek çok insan tanırım ki sokakta
bir özürlü gördükleri vakit garip duygular yaşarlar. Bu
yaşadıkları duyguya bir isim veremezler. Acıma mı? Garipseme mi?
Haline şükretme mi? Bu duyguları yaşıyoruz, çünkü onlara alışkın
değiliz. Tabii, bir sokağın köşesinde aniden karşımıza
çıktıklarında şaşırmamız da normal. Çünkü onları az görüyoruz...
Çünkü onlar fazla sokağa çıkmıyorlar. Böyle olunca da onları
tanıma şansını baştan kaybediyoruz.
“Benim bu filmi yapmamın nedeni
biraz da buydu… Yani, onları içeriden göstermek istedim. Ne
yapıyorlar? Günlük hayatlarını nasıl geçiriyorlar? Eğer sürç-ü
lisan ettiysem affola… Ama toplumumuzda nahoş kabul edilen
şeyleri gizleme eğilimi vardır. Bizim “günlük hayat” dediğimiz
şey onlar için kimi zaman büyük bir maceraya dönüşebiliyor.
Düşünün ki evdesiniz, yapacak bir iş yok. Mutfağa gidip
buzdolabını falan karıştıracaksınız. Ne sıkıcı bir iş! Vasat.
Ama aynı şeyi Oğuz ve onun gibiler yapamıyor. “Ah, biri gelse de
şu buzdolabındaki pudingden yesem” ya da “Ah biri gelse de
dışarı çıkıp biraz hava alsak”... Bunlar daha en basit istekler…
Ya daha ciddi olanlar? Banyo yapmak? Tuvalete gitmek? Bu konuya
hiç girmeyelim isterseniz… Hayır, girelim. Ben bunları göstermek
istedim.
“Bir de onlara bakmak zorunda
olanlar var? Onların özgürlüğü de özürlüler kadar kısıtlı, belki
de daha fazla… Her neyse, bunları göstermek istedim. “Bir şeyler
yapmalı, toplum bu insanların yükünü paylaşmalı” diye düşündüm.
Gösterebildiğime inanıyorum. Filmde anlattığım Oğuz benim
yeğenim. Onun ne hınzır ve şakacı bir insan olabildiğini size
nasıl anlatayım? Onların da insan olduğunu anlamamız ve
kabullenmemiz gerekiyor. Ama bunun için de onlarla karşılaşmalı,
onlarla arkadaş olmalı, onlara alışmalıyız bence.”
SİNAN İPEK